Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Mail 

     
   
   
YEMEKLER
Üye Girişi
En Çok Gezilenler
Kırmızı Mercimek Ezmesi Salatası
Bu leziz salatayı özel arkadaş menüsü için hazırlamıştım. Mercimek köftesine benzeyen bu salatayı denediğinizde vazgeçemeyeceğinizi düşünüyorum. Özellikle yoğurtlu sosu ile yaz..
Nişastalı Börek
Bu böreği bayram sabahı kahvaltı için misafirlerime yapmıştım. Sıcacık ikram edebilmek için sabah erkenden kalkıp yapmıştım. İkinci kez yapışımda yine misafirlerime, ama bu sefer...
Kağıt Kebabı
Bir yemek kağıda sarılıp, fırına girince bu kadar mı güzel olur? Bu kadar mı enfes kokar diyorum ve başka..
Bize Ulaşın
Anne ve Babalara
Bizim Elimizden Mutfağı
7.12.2011 - 10:25

BİZİM ELİMİZDEN MUTFAĞI

Zamanın Yok Mazeretim Çok
Bu sabah da uykumuzu en tatlı yerinde böldüğümüz sabahlardan bir sabahdı.
Öyle değil mi?
Ya ne zaman sabah oldu, daha yeni başımı yastığa koydum koymadım derken sabah oldu. Gecenin saatleri gündüzün saatlerinden daha bir hızlı galiba.
Yok, yok galibası fazla, çok daha hızlı.
Gündüzün bir saatinde 60 dakika varken gecenin bir saati olsa olsa 30 dakikadır.
Evet, evet öyledir. Yoksa... ?
Dün gecemize bir dönelim bakalım. Gecelerimizden sadece biri.
Dün gece yatmadan son kez maillerime bakayım diyerek bilgisayarımızı açmışızdır belki de. Bilgisayarı harekete geçiren tuşa dokunduktan sonra, ya madem oturdum bir çay daha alayım soğumamıştır daha, diyerek çayımızı da gecemize ortak etmişizdir.
Maillere de şöyle bir göz attıktan sonra cevaplamamız gerekenleri cevapladık, lüzumsuz gördüklerimizi görmezden gelip sildik. İşimiz tamam mı, bitti mi?
Evet bu kadar yeter dedikten sonra bilgisayarı kapatmak için...
Bir dakika daha ya. Hazır açmışken Facebooka bir girip yeni paylaşımlara da bir bakayım. Fazla sürmez, hemen yatarım.
Facebook sitesine girip şifremizi veriyoruz.
Ha evet işte girdik. En son, en aktüel paylaşımları okuyoruz, dinliyoruz.
Beğen, yorum yap, beğen, yorum yap...
Kendi paylaşımlarımıza gelen yorumları da görmezden gelemeyiz elbette.
Bu yorumları da cevapladıktan sonra girmişken sohbet bölümüne de bakayım kimler varmış diyerek, sokak da gördüğümüzde selam vermediğimiz hatta yolumuzu bile çevirdiğimiz ama Facebookta arkadaş olarak eklediğimiz Face arkadaşımıza selam veririz.
-Sa nasılsın
-nhb
-hg
-.....
Hemen elimizi uzattığımız anda dokunabileceğimiz kadar bize yakın olanlarla,
Face arkadaşlarımızla kurduğumuz muhabbeti kurmayız.
En özellerimizi hiç özelimizde olmayanlara anlatırız.
Özelimiz saklımızda kalmayı beceremezken birilerinin sitelerinde kayda alınır.
Özel bizden çıkmıştır artık. Bizim olmasından ve bizim kalmasından vazgeçmişizdir.
Özelimize sahip çıkmamışızdır.
Face arkadaşlarımızın arasında mutlaka akrabalarımızda vardır.
Akrabalarımız.
Bize cebimize girecek kadar yakın olan cep telefonumuzla, uzaktaki akrabamıza bayramdan bayrama bir mesaj gönderdiğimiz akrabalarımız. Aa bizim amcaoğlu da facedeymiş diyerek ekleriz yıllardır haber almadığımız amcaoğlumuzu. Telefonun tuşları kadar bize yakın olan akrabamızın hatırı sayılmazken mübarek Face akrabayı hatırı sayılacak kadar değerli kılar.
Sadece beş dakika dediğimiz olayın kaç beşer dakika olduğunu farketmeden geceyi neredeyse sabahlarız ve hiç uyanmadığımız uykumuzda gözlerimizi kapatıp uykuya dalarız.
Bu bölümü buraya kadar okuduktan sonra tekrar bir gözden geçirip muhtemelen şöyle diyorsunuzdur.
-Ya Gülseren Hanım, gecelerden birinden bahsettiniz ama internet kim ben kim, hiç anlamam. Bilgisayar denen alet nerden nasıl açılır bilmem.
Hatta bizimkiler bu aletin başından ayrılmadıkları için onlara hep kızar ve bilgisayar konusunda sınırlama koyarım. Hiç işim olmaz bilgisayarla, internetle, Facebookla.
Diğeriniz de şöyle diyor olabilir. Beki de siz. Evet, siz.
-Ya Gülseren Hanım, ben Facebooka giriyorum ama öyle sandığınız gibi değil, güzel şeyler paylaşarak yorumlar yazıyorum. Maksat faydalı bir şeyler yapmak.
-İşten, güçten, yemek pişirmekten, toz almaktan, ütü çamaşır...
Bildiğiniz ev hali işte. Bütün bunlardan internete sıra geliyor mu sanıyorsunuz.
Tamam, tamam anladım. Hiçbirinizin internet alışkanlığı yok.
İşten güçten internete sıra gelmiyor. İnternet olmasa da başka alışkınlıklarımız internetin yerini almıştır. Alışmış olduklarımızdan vazgeçmeye çalışmadan dakikalar, saatler, günler haftalar, aylar yıllar geçer çocuklarımız büyür gider ve ömür biter.
Her şey bitebilirken bir şey bir türlü bitmek bilmez. Evimizin işi.
Bitiğini sandığımız anda mutlaka evimizin bir köşesini didikleyerek iş çıkarırız kendimize. Koltuk altı, koltuk üstü, dolap içi dolap dışı ve daha saymakla bitiremediğimiz evimizde yer alan eşyaların altını üstüne getiririz. Eşyayı hizmetimize kullanmaktansa biz eşyanın hizmetçisi olmayı tercih ederiz. Çoğu zaman bu tercihimizin farkında bile olmayız.
Bütün bu gayretimizin adı da TEMİZLİK İMANDANDIR olur.
-Olur, mu Gülseren Hanım, sohbet, konferans, seminer koşuşturmasından evdeki işleri gördüğümüz mü var. En pratik yemeği alelacele yiyoruz, hafta da bir evin tozunu şöyle üstten bir alıyoruz.
Her şey iyi güzel, iyi güzel hanımlar. Allah yaptığımız bütün güzel işleri mübarek kılsın.
Bir diyeceğim yok. Fakat çocuklarımız bütün bu gayretlerimizin neresinde?
Müsaadenizle tekrar başa dönmek istiyorum.
Bu bölümün başında ilk bahsettiğim konu Facebook du. Şimdi Facebooku hep birlikte bir ele alalım ve çocuklarımızla birlikte bu konuda neler yapabileceğimizi bir düşünelim bakalım. Yani ille de Facebooka gireceksek çocuğumuzla birlikte girelim diyorum.
-Hani zararlıydı demiştiniz Gülseren Hanım, şimdi bir de çocuklarımızı mı sanal âleme alıştıralım?
Durun bakalım, devamını bir okuyun.
Elimizin altında olan imkânları nasıl değerlendirip veya nasıl harcayacağımız bizim elimizde değil mi? Bu imkânları değerlendirirken kendimize değer katıyor ve bu imkânları harcarken kendimizi harcamış oluyoruz. Şimdi Facebook gibi bir imkânı çocuğumuzla birlikte nasıl değerlendireceğimize dahi sizinle küçücük bir fikrimi paylaşmak istiyorum.
Haydi, bismillah
Hiç uzatmadan, her günü bir gün daha ertelemeden hemen yarın sabah, evet evet hemen yarın sabah, çocuğumuzu okula hazırlarken ona onu bekleyen bir sürprizin ilk haberini verelim.
-Canımın içi, bu akşam seninle birlikte çok güzel, çok özel ve sana ait olan bir şey yapacağız inşallah.
Çocuğumuzun gözleri bir okadar daha açılırken, dudakları da tebessümle şekilleniyor.
-Hem güzel, hem özel, hem de bana ait olacak öylemi.
-Ne yapacağız ki anneciğim?
Akşam ne yapacağımızı söylersek adı sürpriz olur mu?
Sürprizin tadı, sürprizin heyecanında saklıdır.
Çocuğumuzu yolcu ettikten sonar evimizin işlerini şöyle bir toparlarız.
Sonra mı? Özel sürprizin akşamına çocuğumuza özel bir sofra hazırlamak için mutfağa gireriz. Bu akşam onun en çok sevdiği çorbayı, en çok sevdiği makarnayı ve en çok sevdiği çikolatalı yaş pastayı yaparız.
Oh, pek de güzel olmuş, ellerimize sağlık.
Kapı zili çocuğumuzun eve geldiğini haber verir vermez kapıyı açar onu sevgiyle kucaklarız. Okulda gördüğü derslerin nasıl geçtiğini sormadan onun nasıl olduğunu sorarız.
-Hoş geldin, eee dersin nasıl geçti?
yerine
-Hoş geldin, nasılsın yavrum?
deriz.
Ona, benim önceliğim sensin derslerin değil, hissini veririz.
Çocuğumuz sabah kaldığımız yerden devam eder. Bu akşamın sürprizini merakla bekler. Sofrayı birlikte kurar ve bu akşama özel onun en sevdiği yemekleri afiyetle yeriz. Elhamdülillah dedikten sonra...
-Ellerine sağlık anneciğim. Bu akşam en sevdiğim yemekleri yapmışsın.
Boşalan tabaklar ve bardaklar masadaki yerlerini terk ederken akşam çayları,
çikolatalı kekler ve sıcak çikolatalar masada boşalan yerleri dolduruyorlar.
Herkes de yerini aldıktan sonra çocuğumuzu daha fazla bekletmenin zulüm olduğunu düşünerek bu akşamın özel konusuna giriyoruz.
-Canımın içi yavrum, hani sen hep Facebookta bir sayfa açmak istiyordun ya, işte bu akşam sana bir sayfa açacağız.
Çocuğumuzun gözleri daha önce bukadar hiç parlamamıştı sanki.
-Ciddi misin anne? Facebookta bir sayfa açmama izin veriyor musunuz?
-Evet, ciddi olmasak sana bunu söylemezdik ki.
Senin sayfan çok özel ve çok güzel bir sayfa olacak. Sen bütün çocuklar için faydalı olabilecek bir sayfa açacaksın ve çocuklar senin sayfana üye olacaklar.
İstersen şimdi bilgisayarı açmadan bir not defteri ve kalem alıp açmak istediğimiz sayfayla ilgili notlar alalım.
O sıcak çikolatasını bizde demli çayımızı yudumlarken sayfayla ilgili fikirler üretip notlar alıyoruz. Konumuz Facebook da bütün çocuklara faydalı olacak olan bir sayfa açmak.
Hmm, ne olabilir? Birlikte düşünüp düşünüp taşınıyoruz, sonucu kendimiz belirlemeden çocuğumuzu yönlendirerek kendisinin bulmasına yardımcı oluyoruz.
Ve sonunda onu bu güzel fikrinden dolayı tebrik ediyoruz.
-İşte buldun yavrum. Muhteşem bir fikir bu. Harikasın.
Hemen bilgisayarımızı açıp Facebook sayfasına girdikten sonra sayfa açmak için ilk işlemleri yapıyoruz. Ve Facebookta „Çocuklara Özel Proje Üretme Grubu” açmış oluyoruz.
Sayfamızı tanıdığımız herkesle paylaştıktan sonra bütün çocukları kendi projelerini üretip sayfamızda paylaşması için davet ediyoruz. Bütün üretici çocuklar bu gruba kendi ürettikleri fikirleri eklemeye başlıyorlar.
Bu akşamdan sonra çocuğumuzla birlikte sınırlı olarak bu sayfaya girip gelen projeleri değerlendirip cevaplıyoruz. Çocuğumuz çok özel, çok güzel ve örnek bir sayfanın öncüsü olmanın mutluluğunu yaşarken imkânı harcamadan değerlendirebilenlerden ve kendine de değer katanlardan olabiliyor.
Nasıl ama fena mı olur hanımlar, beyler?
Çok daha farklı gruplar kurabiliriz çocuklarımızla birlikte.
Hemen yarın başlayalım. Bir günü ertesi bir güne daha ertelemeden, imkânı değerlendirip kendimize değer katalım.
Evet, başka ne demiştik.
Bitmek tükenmek bilmeyen evimizin işleri.
-Aman durun Gülseren Hanım, Facebook da grup acarız birlikte fikir üretiriz ama ev işi başka, zaten çocuklarımızın dağıttıklarını topluyoruz bütün gün.
Onları bir de ev işlerine karıştırırsak vay halimize. Onlar kendi dağıttıklarını toplasalar yeter de, nerdeee.
Ya bir durun dinleyin. Bu bölümün devamını bir okuyun bakalım.
Facebook için de öyle demiştiniz ama bakın ne güzel oldu. Beni hemen yine, ama ev işi başka diyerek kesmeyin.
Evet, ne demiştik? Ev işlerimizi yaparken çocuklarımızla birlikte olmak.
Yarın akşamın menüsü hazır mı hanımlar?
Hazır olsa da, olmasa da yarın akşamın menüsü benden olsun.
Yarın akşam soframızda mutlaka biber dolması olsun.
Hatta yarını çocuklarınızla birlikte mutfak gününüz olarak ilan edin.
Sadece yarını değil, en az haftanın bir gününü özel mutfak gününüz olarak ilan edin.
Bu güne bir ad bile koyalım dilerseniz.
Bu özel mutfak günümüzün adı BİZİM ELİMİZDEN olsun.
Evet, evet BİZİM ELİMİZDEN güzel.
Yarın günlerden BİZİM ELİMİZDEN günü.
İlk BİZİM ELİMİZDEN günümüzde çocuklarımızla birlikte dolmalık biber pişireceğiz. Malzemeleri bir bir yazdıktan sonra marketten bir bir alıyoruz.
Herşey tamam mı? Tamam.
Yemeği pişirmeye başlamadan önce BİZİM ELİMİZDEN grubunun bütün üyeleri ellerini güzelce yıkıyor. Ellerimizi yıkadıktan sonra yemeğe girecek olan sebzelerimizi de yıkıyoruz elbette. Durun ya, çocuklarınız bir şey beceremeyecekmiş gibi hemen ellerinden işi almayın. Onlar en güzelini yapacaklar. Bakın da görün.
Dolmalık biberleri çocuklarımız avuçlarının arasına alıp çeşmenin altına tutarak güzelce yıkıyorlar. Bir güzel temizlendikten sonra çocuklarımızdan dolmalık biberin kapak kısmını açmasını rica ediyoruz. Hatta bir biberin kapağını önce biz açıp onlara nasıl yapılacağını göstermeye çalışıyoruz.
-Bak yavrucuğum, kapağını kenarını böyle içeri batırıp sonra çekip alıyorsun.
Ne kadar kolaymış değil mi?
Çocuklar bizim yaptığımız işlemi aynen uyguladıktan sonra bu işin ne kadar kolay olduğunu dile getiriyorlar.
-Aa evet ya, ne kadar da kolay ve zevkliymiş anneciğim. Demek sen dolmaları hep böyle yapıyorsun.
Evet hanımlar. Şimdi çok ama çok önemli birşey yapacaksınız.
Mutfak bahane. Burası bir hayat, kâinat laboratuarı.
Çocuklara Allahın nimetini fark ettireceksiniz.
Evet siz. Bu mutfak o bildiğiniz mutfak değil artık.
BİZİM ELİMİZDEN mutfağı başka bir mutfak. Şimdi buraya dikkat hanımlar.
Yazacaklarımı aynen uygulayın. Elinizde tuttuğunuz, kapağı cıkmış bir dolmalık biber varya, hayatınızda ilk defa böyle bir biber görmüşsünüz gibi şaşırarak dolmalık bibere bakın.
-Aaa çocuklar bakın bakın, gördünüz mü?
Çocuklar bir ellerinde tuttukları bibere bakarlar, bir de annelerinin ellerindeki bibere.
Onların şaşırdığı biber değil, annelerinin şaşkınlığı.
-Anne ne oldu, iyi yıkamadık mı biberleri? Yoksa içinden kurt mu çıktı?
Evet, hanımlar, aynen devam.
Biber hala elinizde ve şaşkın şaşkın bakıyorsunuz.
-Çocuklar bakın. Allah sanki biberin içini özellikle boş yaratmış, biz diğer nimetleriyle gönlümüzce doldurup lezzetlendirelim diye.
Çocuklar sanki bir mucizeyle karşı karşıya kalmışçasına içi boş olan bibere hayranlıkla bakıyorlar.
-Eveeet, baksana. Allah biberin içini özellikle boş yaratmış biz dolduralım diye...
Dolmalık biberleri Allahın verdiği diğer nimetlerle gönlümüzce doldurduktan sonra tencereye dizip BİZİM ELİMİZDEN olan ilk yemeğimizi pişiriyoruz.
Bu akşam ki soframızın muhabbet lezzeti bambaşka.


Belki de bu güne kadar yaptığımız en lezzetli dolmalarımız çocuklarımızla birlikte yaptığımız dolmalar olmuştur. Nasıl hanımlar, fena mı olur?
Mutfak bahane, çocuklarımızla birlikte Allahın nimetlerini tanıyarak yemek pişirmek şahane. Mutfağımızda daha rahat yemek pişirebilmemiz için çocuklarımızı insanı hipnoz ettiği oyunların veya TV programlarının karşısına mı oturtuyoruz?
Eğer bunu yapıyorsak, korkarım bugün mutfağımızda rahat pişirdiğimiz yemekler yarın boğazımızda düğümlenecekler.
Facebook ve mutfağı geçtik. Başka ne demiştik?
Varsa konferanslarımız, seminerlerimiz veya sosyal alanlarda gerçekleştirdiğimiz hizmetlerimiz. Bazen düşünüyorum da, geleceğimizin çocukları, gençlik, ailede huzur diye diye hizmet için koştururken, kendi ailemizi, ailemizi oluşturan bireyleri hatta kaç çocuğa sahip olduğumuzu bile unutuyoruzdur. Bazı sohbet ortamlarında bize söyle bir soru geldiği anda,
-Sahi çocuğunuz kaç yaşında?
Önce durup bir düşünüyoruz belki de.
Muhatabımıza çaktırmadan içimizden sessizce ince bir hesap yaptıktan sonra tutmayan bir yaş söylüyoruz.
Kızdınız bana biliyorum. Hatta şu anda muhtemelen şöyle düşünüyorsunuzdur.
„Ya Gülseren Hanım, şimdiye kadar yazdıklarınız iyi güzel, hepsine eyvallah dedik, tamam dedik. Ama şimdi abarttınız. Ya insan kendi çocuklarının yaşını unutur mu...?“
Yok, canım, ben size demedim zaten. Sözüm meclisten dışarı.
Ama inananın saydığım bu örnekler vardır.
Yıllarca topluma bir şeyler vermek uğruna oradan oraya koşturan aileler yıllar sonra topluma vermeye çalıştıklarından hiçbirini en yakınına, can parçasına veremediğini farkederler.
Ve sonra, bu çocuk benim çocuğum değil sanki ben nerede yanlış yaptım, diyerek yakınırlar. Toplumu görmekten, o toplumun bir bireyi olan çocuğunuzu göremediniz ki.
Sözü çok fazla uzatmadan sadece sorunları konuşmak yerine, bahsi olan bu sorunlarımızın çözüm yollarını da paylaşmaya çalışacağım inşallah.
Koltuklarınıza şöyle güzelce bir yaslanın ve hayal perdenizi kaldırın.
Haydi bismillah.
Siz, evet siz. Kendinizi bir konuşmacı, eğitimci, yazar vs. olarak düşünün.
Belki de öylesinizdir. Büyük bir kalabalığın beklendiği bir salon programına konuşmacı olarak davet edildiniz. Haftalar önce belirlenmiş olan bu tarihe hazırlanmaya çalışıyorsunuz. Kolay değil, yüzlerce insana hitap edeceksiniz.
Hazırlamış olduğunuz dosyaya bir de slâyt gösteri eklemek istiyorsunuz.
Bunun için o kitap, bu kitap, o site bu siteden istifade ediyorsunuz.
Ve benim şu an saymadığım, sayamadığım birçok hazırlık metotları.
Büyük bir titizlikle, özenle, gayretle ve ciddiyetle bu hazırlıklarınızı yaparken, sizi ara sıra yoklayan küçük, küçücük bir engel ile karşı karşıya kalıyorsunuz.
Şu an ki muhatabım, ne sadece anneler ne de babalar. Aileyi oluşturan iki bireyi de muhatap almak istiyorum. Evet, küçük bir engel ile karşı karşıya kalıyorsunuz demiştim.
Nedir bu? İnce bir ses. Çocuk sesi.
-(Anne), (baba) ne yapıyorsun?
Ben de yapabilir miyim?
Kızmabirader oynayalım mı beraber?
Film izleyelim mi?
Dondurma yemeğe gidelim mi?
Bugün okulda ne oldu biliyor musun?
Kardeşim yine kalemlerimi aldı.
Bu yıl tatile gidecek miyiz?
(Anne), (baba) yine uzağa mı gideceksin?
Orada neler yapacaksın?
...............
Kim bilir daha neler sıralıyor çocuklarınız.
Kafanız şişti değil mi? Eşinize müdahale etmediği ve çocuğu oyalamadığı için bakışınızla sitem eder onu anlayışsız olmakla suçlarsınız.
Konferansımıza rahatlıkla hazırlanabilmemiz için üç yolumuz vardır.
Birinci yolunuz çocukların uyumasını beklemeniz ve onlar uyuduktan sonra bütün hazırlıklarınızı tamamlamanız. İkinci yolunuz eşinizin onlarla oynamasını rica etmeniz ve onlar oyun dünyalarına dalınca hazırlıklarınızı rahatsız olmadan tamamlamanız.
Üçüncü yolunuz biraz farklı bir yol. Sizi biraz yorabilir, zorlayabilir ama en çok verimi sağlayabileceğiniz, topluma bir şeyler verirken öncelikle toplumun bir bireyi olan kendi çocuğunuza değer katabileceğiniz bir yol. Baştan söylemiştim.
Yolların en zoru. Fakat çocuğunuz için kalıcı verim alabileceğimiz bir yol.
Hayal dünyanızda sizi yine çalışma masanıza oturtalım.
Konferans hazırlıklarınıza başlamadan önce çocuğunuzu çağırıyorsunuz.
-Canımın içi eğer şu an müsaitsen bana konferans hazırlıklarında biraz yardımcı olur musun? Vakit çok daraldı ve hazırlıkları tek başıma yetiştiremeyeceğimi düşünüyorum.
Senin yardımına ihtiyacım var.
Her zaman ciddiye alınmayı ve büyük işler yapmayı isteyen çocuklar böyle bir teklife hayır diyemeyeceklerdir. Annenin veya babanın böyle ciddi bir konuda kendisinden yardım beklemiş olmalarının vermiş olduğu özgüven duygusuyla yardımını esirgemeyecektir.
-Tabiî ki yardımcı olurum.
Konferans konumuzu ona anlayabileceği dilde anlatmaya çalışalım.
Örneğin konumuz infak olsun. Dilini fazla zorlanmadan anlayabileceği bir kuran fihristini çocuğumuza veriyoruz. Kuran fihristinden nasıl istifade edilebileceğini ona gösterdikten sonra size nasıl yardımcı olabileceğini anlatıyorsunuz.
-Kuran fihristini nasıl kullanabileceğini anladın. Şimdi senden ricam bana, infak konusuyla ilgili ayetleri bulup küçük renkli kâğıtlara yazman olacak. Bunu yapar mısın?
-Yaparım tabiî ki. Kuran fihristini anladım zaten. Peki, benim yazdığım küçük kâğıtları ne yapacaksın?
Eee sorar tabiî ki çocuğunuz. Bu kadar emek verecek, elbette boşa gitmesini istemez.
Hadi söyleyin bakalım, ne olacakmış çocuğunuzun yazdığı bu kadar çok küçük kâğıtlar.
Çekmeceden süslü bir sepet çıkartıyorsunuz ve diyorsunuz ki...
-Hazırlamış olduğun bütün ayetleri bu sepete yerleştireceğiz.
Gittiğim konferansta konferansa nasıl hazırlandığımı anlatırken senden ve vermiş olduğun emekten bahsedeceğim. Dinleyicilere bu ayetleri dağıtacağım ve onlarda bu ayetleri sesli sesli okuyacaklar...
Çocuğunuz hayatının en ciddi işini yapmış olmanın heyecanıyla görevini en iyi şekilde yerine getirir.
Günler geçer ve ajandanıza kaydettiğiniz o gün gelir çatar.
Hazırlamış olduğunuz dosyayı, slaytı ve çocuğunuzun ayet sepetini alır konferans mekânına gidersiniz. Konferansın son bölümünde ayet sepetini çıkarır ve bu konferansa nasıl hazırlandığınızı anlatmaya başlarsınız.
Burada anlatacak olduğunuz en önemli konu çocuğunuzla birlikte nasıl hazırlandığınız ve onun bu konuda vermiş olduğu emek. İnanın bana hazırlık bölümünde çocuğunuzla kurmuş olduğunuz iletişimi anlatırken en verimli ve etkili aile eğitim seminerini vermiş olursunuz.
Konuyu son cümlelerinizle şu şekilde bağlayabilirsiniz.
-Görmüş olduğunuz bu ayet sepetini yavrum hazırladı. Kuran fihristinden ayetleri buldu,
bu renkli kâğıtlara yazarak çoğalttı. Salonda herkese yetecek kadar ayet var bu sepette. Yavrum şu saatlerde en az benim kadar heyecanlı.
Çünkü o şu an sizlere kendisinin hazırladığı bu ayet kâğıtlarını dağıtacağımı biliyor ve benden haber bekliyor. Sizden küçük ama benim ve yavrum için çok büyük olan bir ricam olacak. Okumuş olduğunuz ayetlerin arkasına çocuğuma bir kaç güzel teşekkür cümlesi yazıp tekrar sepete yerleştirirseniz sevinirim. Yavrumun sevineceği için sevinirim. Sizin ona kısacık cümlelerle dönmenizle ne kadar verimli bir iş yaptığını farkedecektir...
Böyle bir ricayı hiç kimse geri çeviremez.
Sepet boşaldıktan sonra teşekkür cümleleriyle tekrar dolar ve çocuğunuza en güzel armağan olur. Bu konferansınızdan sonra çocuğunuz bir dahaki konferansların gelmesini iple çekerken toplumun öncü bireyi olarak yetişir.
Nasıl ama fena mı olur hanımlar, beyler?
-Ya Gülseren Hanım, neden fena olsun ki. Hiç fena olur mu? Çok güzel.
Okadar güzel ki, içimden, ah keşke ben de bir konuşmacı, seminerci olsam da çocuğumla böyle bir hazırlık yapsam, diye geçirdim. Biz genelde dinleyici olarak katılırız böyle programlara.
Bu güzelliği çocuğumuzla yaşayabilmemiz için illede seminerci olmamıza gerek yok.
Yine evinizde süslenmiş bir sepet olsun. Yine çocuğunuza kuran fihristinden nasıl faydalanabileceğini ve nasıl kullanacağını öğretin ve yine belli konularda ayetler seçmesini isteyin.
Ne mi olacak bu ayetler?
Ya ne olmaz ki.
Aynı şekilde hazırlamış olduğunuz ayetleri, aynı şekilde sepete yerleştirirsiniz.
Her Cuma çocuğunuz bu sepetle komşularınızın kapısını çalar ve
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta namaz ayetlerini getirdim...
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta oruç ayetlerini getirdim...
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta zekât ayetlerini getirdim...
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta infak ayetlerini getirdim...
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta kardeşlik ayetlerini getirdim...
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta cennet ayetlerini getirdim...
-Hayırlı cumalar. Size bu hafta peygamber ayetlerini getirdim...
...............................
Eee, nasıl olur hanımlar, beyler. Fena mı olur yani?
Ha bir de ne demiştiniz?
Biz böyle programlara dinleyici olarak katılıyoruz.
İnanın burada bile yapabileceğiniz çok şeyler var.
Genelde çocuklarımız böyle yerlerde sıkıldıkları için konuşmadan edemezler.
Her konuşan çocuk yetişkin olan her dinleyicinin konferansı dikkatle dinlemesini zorlaştırır.
Hadi bu gibi bir duruma da bir çözüm bulmaya çalışalım.
Haydi, bismillah
Konferansa gitmeden bir akşam önce çocuğunuzla birlikte sıcak bir çikolata içerken sohbet etseniz. Sohbet konunuz ertesi günü nasıl geçireceğiniz olsa.
-Yarın akşam bir derneğin çok önemli bir konferansına gitmeyi düşünüyoruz.
Sende bizimle birlikte gelmek ister misin?
Yani bir çocuk bir derneğin konferansına neden gelmek istesin ki?
-Ne yapacağız ki orada? Herkes konuşurken ben sıkılırım. Arkadaşlarım da olacak mı bari?
-Evet ya, olacak. Konferansın konusu ÇOCUKLARIMIZLA BİRLİKTE NELER YAPABİLİRİZ. Yani seninle güzel olan daha neler yapabileceğimiz bize anlatmaya çalışacaklar. Aslında konuyu dikkatle dinleyebilmemiz için bize orada yardımcı olabilirsin.
-Ben mi? Ne yapabilirim ki?
Şimdi tam sırası yine. Çocuğunuzla birlikte bir şeyler yapabilmenin zamanı.
-Bak aklıma ne geldi. Bakalım beğenecek misin? Senden başka çocuklarda olacak orada. Tabiî ki böyle ortamlar sizin için sıkıcı olur. Ben de sizin yerinizde olsam sıkılırdım.
Beni kimse durduramazdı. Siz yine maşallah sabırlısınız.
Oradaki çocuklarla bir oyun oynasan. Bu oyunun öncüsü, grup başkanı sensin.
Konu oyun olunca çocuğunuz tabiî ki meraklanır.
-Nasıl bir oyun bu?
Bu oyun tam sizin işinize yarayacak olan bir oyun. Evet, çocuğunuza oyunun adını diyorsunuz.
-Sessizlik oyunu.
-Sessizlik oyunu mu? Peki, nasıl oynanıyor bu oyun?
-Çok kolay. Şimdi seninle renkli peçetelere renkli renkli şekerler sarıp bağlayacağız. Her peçeteye güzel bir söz, bir ayet ve bir hadisi şerif takacağız. Bütün bunları sepete dizip yarın ki toplantıya götüreceğiz. Şimdi ben yarın ki toplantıyı düzenleyen ablayı ararım ve ona senin bu oyunundan bahsederim. Toplantı başlamadan önce abla mikrofonda bu oyunu anons eder ve çocuklar senin yanına gelir. Elinde bir saat olur.
Oyuncu arkadaşlarına bu saati gösterirsin ve oyunu anlatırsın.
En uzun süre sessiz kalan çocuklara paketlediğimiz şekerleri verir güzel sözleri birlikte okursunuz. Nasıl beğendin mi?
-Hadi anne hemen şekerleri paketleyelim ve sen o ablayı ara.
Evet, hanımlar, beyler ne dersiniz, fena mı olur?
Kiminiz daha yazıyı sonuna kadar okumadan çocuğunuzla birlikte Facebook da grup kurmaya veya markete dolmalık biber almaya giderken diğerleriniz de mırıldanarak, kolay mı Gülseren hanım bütün bunlar diyorsunuzdur belki de. Kolay olduğunu demedim ki zaten.
Hep kolay işlere kaçarak hafifleşmedik mi?
Annelik muhteşemliktir, muhteşemlik kolay olmaz.
Babalık da muhteşemliktir, babalık da kolay olmaz.
Ne dersiniz? Zamanınız yok, mazeretiniz çok mu?
Yoksa Mazeretiniz yok, zamanınız çok mu?

Gülseren Gümüş/Aşkın Ev Hali

Güldeste Dayanışma Derneği kurucu başkanı/Duisburg

Bu haberi : 4344 kişi okudu.
Arkadaşına Gönder  Yazdır
İsminiz *
Başlık *
Yorumunuz *

 


harf daha yazabilirsiniz.
Onay Kodu:
Onay Kodu Doğrulama *
  

Ana Sayfa   |  Dua   |  Medya Köşesi   |  Videolar   |  Firmalar   |  Ziyaretçi Defteri
Herrenk.com:Pratik Bilgi, Sağlık, Yemek Tarifleri, Elişleri, El örgüsü, Eğitim, Ev yapımı ürünler, Çay Saati
© 2010 - www.herrenk.com Tüm Hakları Saklıdır. Sitenizde bağlantı linkleri verilip ve kaynak gösterilerek sitemizden alıntı yapılabilir.
WEB YAZILIM:TEKNODEVA Ankara Web Tasarım, Web Yazılım, web tasarım
Firmalar